6 Haziran 2016 Pazartesi

Beta Bakterisi

Beta Bakterisi

Okul sezonu boyunca, anne babaları en çok endişelendiren konulardan biri beta enfeksiyonudur. ‘ Sınıfta bir arkadaşında beta görülmüş, çocuğumda da olabilir mi? Ne yapmam gerekir? ’ gibi sorular özellikle kış aylarında çok sık karşılaştığımız sorulardır. Bu yazımızda, beta anjini ve kızıldan bahsedeceğiz.
Kısaca beta diye adlandırdığımız bakterinin tam adı ‘ Grup A Beta hemolitik streptokok’ tur. Bu grup bakteriler; anjin, farenjit, cilt enfeksiyonu ( impetigo ), kızıl, zatürre, eklem ve kemik enfeksiyonları, menenjit gibi enfeksiyonlara yol açabilirler. Özellikle kış aylarında boğazda yerleşerek anjine yol açarlar. Hasta çocukta boğaz ağrısı ve ateş görülür. Ancak unutulmamalıdır ki, çocuklarda boğaz ağrısının nedeni bazen de virüslerdir. Anjinin nedeninin beta mı yoksa bir virüs mü olduğunun ayırt edilmesi ve tedavinin buna göre planlanması çok önemlidir. Çünkü virüsler antibiyotik gerektirmezken, beta bakterisi için uygun antibiyotik tedavisinin uygun süreyle kullanılması çok önemlidir. Bu ayırım için doktorunuz, muayene bulgularını değerlendirecek, belki de boğazdaki bakteriyi saptamaya yönelik testler veya boğaz kültürüne gerek duyacaktır.
Eğer,
  • hastada 3 günden uzun süren yüksek ateş varsa
  • çocuğunuz 3 yaşın üstünde ve özellikle anaokulu veya okula gidiyorsa
  • okulda boğazında beta saptanan arkadaşları varsa
  • boynundaki bezeler şişmişse
  • beraberinde aksırık, öksürük, burun akması gibi belirtiler yoksa kültürde bakteri saptanıp antibiyotik alması ihtimali yüksektir.
Beta bakterisinin bazı türleri de, hassas kişilerde ateşli ve döküntülü bir hastalık olan kızıla yol açar. Kızılın diğer çocukluk çağı döküntülerinden en önemli farkı, tedavide antibiyotik kullanılmasıdır.
Hastalığın başlangıcında boğaz ağrısı ve ateş vardır. Çocuk kendini kötü hisseder, başağrısı, karın ağrısı, bulantı görülebilir. Bakteri boğaza alındıktan yaklaşık 2 gün sonra döküntü görülür. Döküntü, yüz ve enseden başlayıp vücuda yayılır, kasık ve koltuk altlarında daha yoğundur. Hafif ciltten kabarık, kaşıntılı bir döküntüdür. Bu sırada, hasta çocuğun dili de kırmızı veya beyaz çileğe benzer bir görünüm alabilir.
Diğer çocukluk çağı döküntülü hastalıklarından klasik bulguları ve boğazda streptokok bakterisinin gösterilmesiyle ayırt edilir.
Streptokok anjini geçiren biriyle yakın temas, aynı bardak, çatal-kaşığı kullanmakla mikrop bulaşır. Temastan sonra kuluçka dönemi 2-5 gündür. Ancak, kişinin hassasiyetine bağlı olarak aynı mikrobu alan başka biri, cilt döküntüsü olmadan sadece anjin geçirebilir.
Hasta kişi, tedavi başlandıktan 24 saat sonra artık bulaşıcı değildir.

Sıcak Havalarda Çocuk Sağlığı

Sıcak Havalarda Çocuk Sağlığı

Olağandışı sıcakların yaşandığı bu günlerde bebek ve çocuklarımızın sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri bu yazımızda bulacaksınız. Bu önlemlerle, çocuklarımız yaz günlerinin aşırı sıcaklarını sağlıkla atlatabilecekler. Bu havalarda, özellikle bebek ve küçük çocuklar çok terleyerek susuz kalabilirler. Bu nedenle sıvı alımlarına dikkat etmek, ince giydirmek (duruma göre hiç giydirmemek bile olabilir) ve serin tutmak gerekir.

Bir bebeğin / çocuğun susuz kaldığı nasıl anlaşılır?

  • Yemiyor ve içmiyorsa ( aşırı sıcaklarda hafif iştah kaybı olabilir, ancak sıvı alımı mutlaka artarak devam etmelidir )
  • Uyukluyorsa
  • Huzursuz ve ağlıyorsa
  • Cildi kuru ve sıcaksa
  • Ağzı kuruysa
  • Vücut ısısı artmışsa
  • Daha az bez ıslatıyorsa
  • Kusma ve ishali varsa
  • Bebeğiniz/ çocuğunuz susuz kalmış olabilir. Doktorunuza danışmanız uygun olur.
     

    Bebeğin / çocuğun susuz kalması nasıl önlenir?

  • Küçük çocuklara düzenli olarak sıvı (en iyisi su) teklif edin.
  • Anneyi emen bebekse daha sık emzirin, kendiniz de daha çok su için.
  • Mama alan bir bebekse, her biberon sonrası su teklif edin.
  • Nezle gibi basit bir hastalık bile sıcak havada vücudun susuz kalma riskini arttırır. Ateşi çıkan çocuk, sıvı kaybı için daha fazla risk altındadır. Bu nedenle basit bir hastalık bile olsa, hasta çocuk için bu önlemler daha da önem taşımaktadır.
  •  

    Sıcak havalarda dışarı çıkarken nelere dikkat edelim?

  • Mecbur değilseniz çocukla dışarı çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa, daha serin saatleri tercih edin.
  • Güneşten koruyucu kullanın.
  • Bebeği bir badi, bez ve şapka dışında fazla giydirmeyin. Çocukları şapkasız dışarı çıkarmayın.
  • Gölgede kalmaya çalışın.
  • Yanınıza bol bol sıvı alın.
  •  

    Sıcak havalarda uykuda nelere dikkat edelim?

  • Bebek ve çocukları evin en serin yerinde uyutun.
  • Bebek yatağının etrafındaki koruyucuları, yastıkları kaldırıp hava akımı olmasını sağlayın.
  • Pervane veya klima kullanabilirsiniz, ancak esintinin doğrudan bebeğe yönelmemesine dikkat edin.
  • Bebeğin içine gömüleceği kadar yumuşak bir şilte kullanmayın. Bu şekilde vücut ısısı fazla artabilir.
  •  

    Sıcak havalarda arabada nelere dikkat edelim?

  • Mümkün olduğunca,serin saatlerde yolculuk edin.
  • Pencere açın veya klimayı çalıştırın.
  • Hava nasıl olursa olsun, çok kısa süreliğine bile olsa bebek veya küçük çocukları asla arabada bırakmayın. Duran bir arabanın içindeki sıcaklık, dışarıdaki sıcaklığının üstüne kısa sürede çıkabilmekte, bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir.
  • Emzirmede Sorunları

    Emzirmede Sorunları

    Yeni doğan bebeğin en ideal gıdası annesinin sütüdür. Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü almaları, 6 aydan sonra ek gıda takviyesiyle en az 1 yaşa kadar emzirilmeleri yaşama sağlıklı bir başlangıç sağlayacaktır. Bu yazımızda, anne bebek arasında başarılı bir emzirme deneyimi yaşanmasına engel olabilecek sorunlar ve çözümleri üzerinde duracağız.
    Memede aşırı doluluk: Emzirmede sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Eğer memede aşırı süt birikirse, bebek meme başını tutmada zorlanır. Bu durumda anne, eliyle veya pompa yardımıyla göğsü boşaltıp meme başını yumuşatarak bebeğe yardımcı olmalıdır. Sık aralıklarla emzirerek bu sorunun yeniden ortaya çıkması önlenebilir.
    Meme başında hassasiyet, çatlak: İlk günlerde bebek meme başını doğru tutamayıp sadece uç kısmını yakalarsa, memede çatlaklara ve hassasiyete yol açar. Sadece meme başı değil, etraftaki kahverengi kısım da bebeğin ağzı içinde olmalıdır. Meme başı çatlakları çok ağrılı olduğundan çoğu yeni annenin gözünü korkutmakta, emzirmekten vazgeçenler bile olmaktadır. Oysa ki, bunun geçici olduğu, doğru teknikle hiç sorun yaşanmayacağı bilinmelidir. Çatlağın iyileşmesi için emzirme sonrası birkaç damla süt meme ucunda kurumaya bırakılmalıdır. Gerekirse lanolin içeren çatlak kremleri de kullanılabilir. Emzirmeye çatlak olmayan tarafla başlamak, bebeğin ilk açlığı geçtikten sonra acıyan tarafa geçmek daha uygundur.
    Mastit: Aşırı süt doluluğu yaşayan memelerde, eğer sütün sık aralıklarla boşaltılması sağlanmazsa mastit tablosu ortaya çıkar. Ateş, halsizlik, titreme görülür. Bu durumda tedavide antibiyotik ve ağrı kesiciler kullanılır. Emzirmeye ara vermek gerekebilir. Ancak bu arada memelerin düzenli olarak boşaltılması gerekir.
    Memede abse: Abse tedavisinde antibiyotiklere ek olarak cerrahi olarak abse boşaltılır. Sağlam taraftan emzirmeye devam edilir. Abse olan taraf ise sağılarak boşaltılır.
    Memede mantar enfeksiyonu: Bebeğin ağzında pamukçuğa neden olan mantarlar, meme başı ve süt kanallarını da etkileyebilir. Sütte azalma veya ağrılı emzirme görülür. Bölgesel tedavi işe yaramazsa sistemik tedavi gerekebilir.
    Biberona alışma: Eğer bebek anne sütü gelmeden önce biberonla beslenirse ona alışabilir. Çünkü biberondan beslenme ile anne memesinden beslenme teknik olarak farklıdır, anneyi emen bebeğin kendisinin de çaba harcaması gerekmektedir.  Biberonun rahatlığına alışan bebek memeden emerken sabırsızlanıp zorlanabilir, uğraşmak istemeyebilir. Bu durumda önce memeyi biraz boşaltıp kaşıkla bebeğe vermek, ilk açlığı yatıştırıp bebeği sakinleştirir. Anne meme başından biraz süt akmasını sağlayarak bebeğin emmesini uyarabilir. Yenidoğan bebeklerde, bu karışıklığı yaşamamak için; mümkün olduğunca bebek emmeye iyice alışana kadar biberonla tanıştırılmamalıdır.
     

    Çocuklarda Sinüzit

    Sinüzit

    Eğer çocuğunuzda, uzun süren, geçmek bilmeyen burun akıntısı ve öksürük varsa nedeni sinüzit olabilir. Bu tanı, çocuklarda bazen gözden kaçmaktadır.
    Sinüsler, kafatasının içindeki mukoza kaplı boşluklardır, burnumuzu kaplayan mukozayla devamlılık gösterirler. Sinüslerin bazıları doğumdan itibaren mevcuttur, bazıları da erişkin yaşlarına kadar gelişirler. Eğer sinüste bir tıkanıklık olursa, bu boşluklar iltihap ve sıvıyla dolmakta sinüzit tablosu ortaya çıkmaktadır. Belirtiler kronik vakalarda 2-2.5 aya kadar bile uzayabilmektedir.

    Risk Faktörleri Nelerdir?

    Sinüzit herkeste görülebilir, ancak aşağıdaki risk faktörleri görülme sıklığını arttırmaktadır:
    Sigara dumanına maruz kalma
    Burun veya solunum yollarında alerji
    Gastroözefageal reflü
    Orta kulak iltihapları
    Bağışıklık sistemi zayıflıkları
    Burunda septum eğrilikleri
    Yuva, okul gibi kalabalık ortamlarda bulunma

    Belirtiler Nelerdir?

    Sinüzit öncelikle basit bir soğuk algınlığı gibi başlar. Erişkinde görülen başağrısı, yüzde hassasiyet gibi belirtiler, küçük çocuklarda olmayabilir. Soğuk algınlığı belirtilerinin uzaması, 7-10 günde geçmeyen burun akıntısı, geceleri artan öksürük, sinüzit ihtimalini akla getirmelidir. Beraberinde ateş, geniz akıntısının neden olduğu boğaz ağrısı ve ağız kokusu da görülebilir. Aynı anda orta kulak iltihabı da bulunabilir.

    Nasıl Tanı Konur?

    Çocuklarda çoğunlukla öykü ve muayeneyle tanı konur. Çoğunlukla film çekmek gerekmez.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Sinüzit, uygun doz ve sürede antibiyotikle tedavi edilir. Tedavi süresi 2-3 haftayı bulabilir. Burun mukozasının tuzlu su damlalarıyla temizlenmesi de yararlı olur. Eğer bir çocukta, belirtiler uzun sürüyor veya sık sık tekrarlıyorsa altta yatan bir allerjik durum yönünden araştırılmalı ve nedenin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Anne sütünün pek çok enfeksiyonda olduğu gibi sinüzit için de koruyucu olduğu unutulmamalıdır . Ayrıca çocuklarına yaşlarına göre aşılarının tam olduğundan emin olunmalı, eksikler varsa tamamlanmalıdır.
     
     
    alıntıdır.

    Bebeklerde Kaka Düzeni
    Bebeklerin özellikle 1.aylarından sonra kaka düzenleri ilk günlerine nazaran ciddi farklılıklar gösterebilir. Kimi bebekler her gün kaka yaparken kimisi 2-3 günde bir yapar. Burada önemli olan kakasının kıvamı ve rengidir. Eğer bebeğin kakası hardal kıvamında ve sarı renkteyse sorun bulunmamaktedır. Eğer top top yapmışsa bir kabızlıktan sözedilebilir. Bu durumlarda doktora başvurmanız gerekebilir.




    İlk günlerde yeni doğan bebeğin kakasının (mekoni) rengi çok koyu, siyaha yakındır. Yalnızca anne sütüyle beslenme durumunda bebeğin kaka rengi yavaşça yeşermeye başlar, 5. güne kadar sarı veya sarıya yakın yeşil olur, kokusuz, püre kıvamına gelir.
    Kaka yapma sıklığının yine yalnızca anne sütüyle beslenme durumunda, günde 3-4 defa ve 2,5 cm büyüklüğünde olması normaldir. 6. haftadan sonra kaka yapma sıklığı günde 1 defaya, hatta birkaç günde 1 defaya düşebilir. Bu sıklık bebeğin iyi kilo alması şartıyla normaldir ve bazı çocuklar ek gıdayla tanışmaya başlayıncaya kadar kakasını bu sıklıkla yapar.




     
     
     
    Bebeğin gelişme ve büyümesinin iyi olduğunu anlayabilmek için kilosunun artmasının yanında çiş ve kaka yapma sıklığının, boyunun uzamasının ve baş çevresinin büyümesinin de takip edilmesi gerekir. 0-1 yaş arası bebeğin ağırlığı bazen daha hızlı bazen ise (bebek hasta veya çok hareketliyse) daha yavaş artabilir. Bundan dolayi sadece bebeğin kilosu anne sütünün yeterli olup olmadığını göstermez.



    Bebeğiniz nefes alırken hırıltılar çıkarıyorsa seslerin neye benzediğini not edin. Aldığınız notlar nefes alma sırasında problemin nerde olduğunu anlamanıza yardım edecek. Bakalım bebeğinizin hırıltıları bu seslere benziyor mu?
    Islık sesi. Burundaki hafif bir engel ıslık sesine benzeyen bir ses çıkmasına neden olur. Yeni doğan bebekler ağızlarından değil burunlarından nefes alır. Böylece ağzıyla yemek yerken burnuyla da nefes alabilir. Ancak yeni doğan bir bebekten bahsediyoruz. Minik burunlarının delikleri de bir o kadar minik olduğundan küçük bir sümük parçası, kuruyup kalmış süt nefes alma yoluna engel olabilir. Havanın giriş çıkışındaki bu küçük engeller ıslık sesine benzeyen bir sesin çıkma nedeni.
    Çatlak sesli ağlama ve sert öksürük. Gırtlaktaki bir engel bebeğinizden tuhaf seslerin çıkmasına neden olabilir. Bu engel genellikle sümük olur. Çatlak sesli ağlamanın nedeni kuşpalazı hastalığı da olabilir.
    Derinden gelen hışırtılı ses. Trake borusunda biraz daralma bile derinden nefes alırken hışırtılı bir ses gelmesine neden olabilir. Trake aslında gayet geniş bir boru, tıkanmanın nedeni gerçekten büyük bir engel olabilir. Trakemalazi isimli hastalık bu durumun arkasından çıkabilir. Bu hastalıkta trake dokuları yumuşar ve esner. Bebeğiniz nefes aldıkça ses çıkmasına neden olur. Üzülmeyin bu sağlık sorunu nefes almada problem yaratmaz.
    Derinden gelen öksürük. Trake borusuyla akciğerleri birbirine bağlayan bronşlarda bir tıkanıklığın habercisi.
    Hırıltılı ıslık sesi. Bronşlardan gelen küçük hava yollarında engellerin olduğunun göstergesi. Bebeğiniz nefes alıp verdikçe ıslığa benzer bir sesin çıkmasına neden olur. Gelecekte bronşite ya da astıma dönüşme ihtimali var.
    Hızlı ve kesik kesik nefes alıp verme. Havanın geçtiği küçük kanallardaki sıvı, bir virüsün ya da bakterinin neden olduğu bir enfeksiyon neticesinde zatürreye neden olabilir. Zatürrehızlı ve kesik kesik nefes almaya neden olur. Kesilmeyen öksürük nöbetleri, çatallı sesle birleştiğinde hemen bir doktora başvurulması gerekir.
    Anne- babalara ipucu
    Bebeğiniz iyiyken, sağlığı yerindeyken nefes alıp vermesine bakın. Nasıl göründüğünü ve kulağa nasıl geldiğini böylece öğrenmiş olursunuz. Dakikada kaç nefes aldığını hesaplayın. Düşündüğünüzden daha hızlı değil mi? Bu gayet normal. Ayrıca bebeğinizin nefes alıp vermesiyle ilgili neyin normal olduğunu iyice bilmeniz problem olabilecek durumları daha kolay anlamanıza yardımcı olur. Herhangi bir konuda şüpheye düşerseniz bebeğinizin sizi endişelendiren nefes alış verişini videoya çekip doktorunuza gösterebilirsiniz.
    Ne zaman korkmalı?
    Endişelenmenize hatta korkmanıza neden olması gereken durumlar şöyle:
    Sürekli olarak artan nefes alıp verme hızı. Bir dakika içinde 50 - 60 nefesten fazlası.
    Nefes almada güçlük. Bebeğiniz nefes almada zorlanıyorsa şunlar olabilir.
    •    Homurdanma- nefes aldıktan sonra bebeğiniz homurdanır. Bu kapalı olan hava yollarını açmaya yardımcı olur.
    •    Açma- bebeğiniz nefes alırken burun deliklerini açar. Ki bu da nefes alırken çok enerji harcadığını gösterir.
    •    Çekilme- bebeğinizin göğsündeki ve sırtındaki kasların nefes alıp verirken gözle görülür bir şekilde hareket ettiğini görürsünüz.
    Morarma. Morarmanın anlamı kanın akciğerlerden yeteri kadar oksijen taşıyamadığıdır. Cilt mavi renge döner. Dudak, tırnak ve dil gibi kanın çok gittiği bölgelerde bu değişim daha net görülebilir. Bazen bebeklerin elleri ve tırnakları da morarabilir, ancak vücudun geri kalanında sorun olmaz. Bu durumun akciğerlerle ilgisi olmadığını bilin, bebeğiniz sadece üşümüş olabilir.
    Az yeme. Solunum sistemindeki sorunlar fark edilir şekilde iştahı da etkiler. Bebeğiniz çok beslenemez.
    Uyuşukluk. Bebeğinizin akciğerlerinde bir sorun varsa enerji seviyesinin düştüğünü görebilirsiniz.
    Ateş. Akciğerlerdeki her türlü enfeksiyon ateşin çıkmasına neden olur. Endişelerinizin yerli mi yersiz mi olduğunu öğrenmek için bebeğinizin ateşini kontrol edin.
    Nefes alırken değişik sesler çıkarma nadir olarak solunum problemi olarak görülür. Ancak endişe verici solunum sorunları genellikle kalıcıdır. Bebeğinizin solunumu konusunda en ufak bir şüpheniz varsa hemen bir doktora başvurun.
    Gebelik Zehirlenmesi-Preeklampsi
    Aşağıda, yaşanmış bir hikaye anlatılmaktadır.

    Öncelikle Preeklampsi yani gebelik zehirlenmesinin genel tanımını yapalım.


    Preeklampsi ve eklampsi yanlızca insanlarda ve yanlızca gebelik döneminde ortaya çıkan, gebeliğin normaldışı seyrettiği bir durumdur. Henüz ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir uyaran tansiyon yükselmesine neden olur, idrarla protein kaybı başlar ve normalde damarlar içinde tutulması gereken sıvının büyük kısmı vücut boşluklarına kaçarak aşırı kilo alımına ve ödem oluşmasına yol açar.


    Burada işin ilginç tarafı bunun tam olarak neden olduğunun bilinememesi ve tam olarak bir tedavisinin mümkün olmamasıdır.


    Gebeliğimizin 22. haftasında yapılan detaylı ultrasonda ortaya çıkan ''Bebeğe giden damarlardaki direnç'' cümlesiyle hayatımıza girdi bu durum. 22. haftadan sonra hergün kullanılan Coraspin'le birlikte o dirençte biraz düşüş olsa da yine de devam etti. Bu direncin devam etmesi demek bebeğin normal gelişiminin gerisinde kalması ve en sonunda gelişimin durması anlamına geliyordu ve tam olarak bağlantılı olmasa da bu tür gelişen gebeliklerin sonunda genel olarak preeklampsi yaşanıyordu. 


    Sürekli olarak takip edilen tansiyonda bir problem yoktu, 34.haftaya gelindiğinde bebeğin gelişimi 32. haftadaydı yani yaklaşık 2 hafta geriden takip ediyordu. Tansiyon problemi ise ortaya 34.haftanın ilk günlerinde çıktı. Tansiyon önce 14-9--15-10 seviyelerinde gezerken son olarak 20-15 i görünce artık doğum kararı alındı ve bebeğimiz dünyaya 1600 gr olarak geldi.



    Bu dönemde eğer iyi bir dinlenme süreci geçirilirse bebeğin anne karnında kaldığı süre o oranda artıyor. Bu anlamda özellikle buna benzer problem yaşayan çalışan anne adaylarının normal doğum öncesi izin haftası olan 32.haftada izne ayrılması önemle tavsiye edilir.