6 Haziran 2016 Pazartesi

Beta Bakterisi

Beta Bakterisi

Okul sezonu boyunca, anne babaları en çok endişelendiren konulardan biri beta enfeksiyonudur. ‘ Sınıfta bir arkadaşında beta görülmüş, çocuğumda da olabilir mi? Ne yapmam gerekir? ’ gibi sorular özellikle kış aylarında çok sık karşılaştığımız sorulardır. Bu yazımızda, beta anjini ve kızıldan bahsedeceğiz.
Kısaca beta diye adlandırdığımız bakterinin tam adı ‘ Grup A Beta hemolitik streptokok’ tur. Bu grup bakteriler; anjin, farenjit, cilt enfeksiyonu ( impetigo ), kızıl, zatürre, eklem ve kemik enfeksiyonları, menenjit gibi enfeksiyonlara yol açabilirler. Özellikle kış aylarında boğazda yerleşerek anjine yol açarlar. Hasta çocukta boğaz ağrısı ve ateş görülür. Ancak unutulmamalıdır ki, çocuklarda boğaz ağrısının nedeni bazen de virüslerdir. Anjinin nedeninin beta mı yoksa bir virüs mü olduğunun ayırt edilmesi ve tedavinin buna göre planlanması çok önemlidir. Çünkü virüsler antibiyotik gerektirmezken, beta bakterisi için uygun antibiyotik tedavisinin uygun süreyle kullanılması çok önemlidir. Bu ayırım için doktorunuz, muayene bulgularını değerlendirecek, belki de boğazdaki bakteriyi saptamaya yönelik testler veya boğaz kültürüne gerek duyacaktır.
Eğer,
  • hastada 3 günden uzun süren yüksek ateş varsa
  • çocuğunuz 3 yaşın üstünde ve özellikle anaokulu veya okula gidiyorsa
  • okulda boğazında beta saptanan arkadaşları varsa
  • boynundaki bezeler şişmişse
  • beraberinde aksırık, öksürük, burun akması gibi belirtiler yoksa kültürde bakteri saptanıp antibiyotik alması ihtimali yüksektir.
Beta bakterisinin bazı türleri de, hassas kişilerde ateşli ve döküntülü bir hastalık olan kızıla yol açar. Kızılın diğer çocukluk çağı döküntülerinden en önemli farkı, tedavide antibiyotik kullanılmasıdır.
Hastalığın başlangıcında boğaz ağrısı ve ateş vardır. Çocuk kendini kötü hisseder, başağrısı, karın ağrısı, bulantı görülebilir. Bakteri boğaza alındıktan yaklaşık 2 gün sonra döküntü görülür. Döküntü, yüz ve enseden başlayıp vücuda yayılır, kasık ve koltuk altlarında daha yoğundur. Hafif ciltten kabarık, kaşıntılı bir döküntüdür. Bu sırada, hasta çocuğun dili de kırmızı veya beyaz çileğe benzer bir görünüm alabilir.
Diğer çocukluk çağı döküntülü hastalıklarından klasik bulguları ve boğazda streptokok bakterisinin gösterilmesiyle ayırt edilir.
Streptokok anjini geçiren biriyle yakın temas, aynı bardak, çatal-kaşığı kullanmakla mikrop bulaşır. Temastan sonra kuluçka dönemi 2-5 gündür. Ancak, kişinin hassasiyetine bağlı olarak aynı mikrobu alan başka biri, cilt döküntüsü olmadan sadece anjin geçirebilir.
Hasta kişi, tedavi başlandıktan 24 saat sonra artık bulaşıcı değildir.

Sıcak Havalarda Çocuk Sağlığı

Sıcak Havalarda Çocuk Sağlığı

Olağandışı sıcakların yaşandığı bu günlerde bebek ve çocuklarımızın sağlığı için dikkat edilmesi gerekenleri bu yazımızda bulacaksınız. Bu önlemlerle, çocuklarımız yaz günlerinin aşırı sıcaklarını sağlıkla atlatabilecekler. Bu havalarda, özellikle bebek ve küçük çocuklar çok terleyerek susuz kalabilirler. Bu nedenle sıvı alımlarına dikkat etmek, ince giydirmek (duruma göre hiç giydirmemek bile olabilir) ve serin tutmak gerekir.

Bir bebeğin / çocuğun susuz kaldığı nasıl anlaşılır?

  • Yemiyor ve içmiyorsa ( aşırı sıcaklarda hafif iştah kaybı olabilir, ancak sıvı alımı mutlaka artarak devam etmelidir )
  • Uyukluyorsa
  • Huzursuz ve ağlıyorsa
  • Cildi kuru ve sıcaksa
  • Ağzı kuruysa
  • Vücut ısısı artmışsa
  • Daha az bez ıslatıyorsa
  • Kusma ve ishali varsa
  • Bebeğiniz/ çocuğunuz susuz kalmış olabilir. Doktorunuza danışmanız uygun olur.
     

    Bebeğin / çocuğun susuz kalması nasıl önlenir?

  • Küçük çocuklara düzenli olarak sıvı (en iyisi su) teklif edin.
  • Anneyi emen bebekse daha sık emzirin, kendiniz de daha çok su için.
  • Mama alan bir bebekse, her biberon sonrası su teklif edin.
  • Nezle gibi basit bir hastalık bile sıcak havada vücudun susuz kalma riskini arttırır. Ateşi çıkan çocuk, sıvı kaybı için daha fazla risk altındadır. Bu nedenle basit bir hastalık bile olsa, hasta çocuk için bu önlemler daha da önem taşımaktadır.
  •  

    Sıcak havalarda dışarı çıkarken nelere dikkat edelim?

  • Mecbur değilseniz çocukla dışarı çıkmayın. Eğer çıkmanız gerekiyorsa, daha serin saatleri tercih edin.
  • Güneşten koruyucu kullanın.
  • Bebeği bir badi, bez ve şapka dışında fazla giydirmeyin. Çocukları şapkasız dışarı çıkarmayın.
  • Gölgede kalmaya çalışın.
  • Yanınıza bol bol sıvı alın.
  •  

    Sıcak havalarda uykuda nelere dikkat edelim?

  • Bebek ve çocukları evin en serin yerinde uyutun.
  • Bebek yatağının etrafındaki koruyucuları, yastıkları kaldırıp hava akımı olmasını sağlayın.
  • Pervane veya klima kullanabilirsiniz, ancak esintinin doğrudan bebeğe yönelmemesine dikkat edin.
  • Bebeğin içine gömüleceği kadar yumuşak bir şilte kullanmayın. Bu şekilde vücut ısısı fazla artabilir.
  •  

    Sıcak havalarda arabada nelere dikkat edelim?

  • Mümkün olduğunca,serin saatlerde yolculuk edin.
  • Pencere açın veya klimayı çalıştırın.
  • Hava nasıl olursa olsun, çok kısa süreliğine bile olsa bebek veya küçük çocukları asla arabada bırakmayın. Duran bir arabanın içindeki sıcaklık, dışarıdaki sıcaklığının üstüne kısa sürede çıkabilmekte, bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir.
  • Emzirmede Sorunları

    Emzirmede Sorunları

    Yeni doğan bebeğin en ideal gıdası annesinin sütüdür. Bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü almaları, 6 aydan sonra ek gıda takviyesiyle en az 1 yaşa kadar emzirilmeleri yaşama sağlıklı bir başlangıç sağlayacaktır. Bu yazımızda, anne bebek arasında başarılı bir emzirme deneyimi yaşanmasına engel olabilecek sorunlar ve çözümleri üzerinde duracağız.
    Memede aşırı doluluk: Emzirmede sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Eğer memede aşırı süt birikirse, bebek meme başını tutmada zorlanır. Bu durumda anne, eliyle veya pompa yardımıyla göğsü boşaltıp meme başını yumuşatarak bebeğe yardımcı olmalıdır. Sık aralıklarla emzirerek bu sorunun yeniden ortaya çıkması önlenebilir.
    Meme başında hassasiyet, çatlak: İlk günlerde bebek meme başını doğru tutamayıp sadece uç kısmını yakalarsa, memede çatlaklara ve hassasiyete yol açar. Sadece meme başı değil, etraftaki kahverengi kısım da bebeğin ağzı içinde olmalıdır. Meme başı çatlakları çok ağrılı olduğundan çoğu yeni annenin gözünü korkutmakta, emzirmekten vazgeçenler bile olmaktadır. Oysa ki, bunun geçici olduğu, doğru teknikle hiç sorun yaşanmayacağı bilinmelidir. Çatlağın iyileşmesi için emzirme sonrası birkaç damla süt meme ucunda kurumaya bırakılmalıdır. Gerekirse lanolin içeren çatlak kremleri de kullanılabilir. Emzirmeye çatlak olmayan tarafla başlamak, bebeğin ilk açlığı geçtikten sonra acıyan tarafa geçmek daha uygundur.
    Mastit: Aşırı süt doluluğu yaşayan memelerde, eğer sütün sık aralıklarla boşaltılması sağlanmazsa mastit tablosu ortaya çıkar. Ateş, halsizlik, titreme görülür. Bu durumda tedavide antibiyotik ve ağrı kesiciler kullanılır. Emzirmeye ara vermek gerekebilir. Ancak bu arada memelerin düzenli olarak boşaltılması gerekir.
    Memede abse: Abse tedavisinde antibiyotiklere ek olarak cerrahi olarak abse boşaltılır. Sağlam taraftan emzirmeye devam edilir. Abse olan taraf ise sağılarak boşaltılır.
    Memede mantar enfeksiyonu: Bebeğin ağzında pamukçuğa neden olan mantarlar, meme başı ve süt kanallarını da etkileyebilir. Sütte azalma veya ağrılı emzirme görülür. Bölgesel tedavi işe yaramazsa sistemik tedavi gerekebilir.
    Biberona alışma: Eğer bebek anne sütü gelmeden önce biberonla beslenirse ona alışabilir. Çünkü biberondan beslenme ile anne memesinden beslenme teknik olarak farklıdır, anneyi emen bebeğin kendisinin de çaba harcaması gerekmektedir.  Biberonun rahatlığına alışan bebek memeden emerken sabırsızlanıp zorlanabilir, uğraşmak istemeyebilir. Bu durumda önce memeyi biraz boşaltıp kaşıkla bebeğe vermek, ilk açlığı yatıştırıp bebeği sakinleştirir. Anne meme başından biraz süt akmasını sağlayarak bebeğin emmesini uyarabilir. Yenidoğan bebeklerde, bu karışıklığı yaşamamak için; mümkün olduğunca bebek emmeye iyice alışana kadar biberonla tanıştırılmamalıdır.
     

    Çocuklarda Sinüzit

    Sinüzit

    Eğer çocuğunuzda, uzun süren, geçmek bilmeyen burun akıntısı ve öksürük varsa nedeni sinüzit olabilir. Bu tanı, çocuklarda bazen gözden kaçmaktadır.
    Sinüsler, kafatasının içindeki mukoza kaplı boşluklardır, burnumuzu kaplayan mukozayla devamlılık gösterirler. Sinüslerin bazıları doğumdan itibaren mevcuttur, bazıları da erişkin yaşlarına kadar gelişirler. Eğer sinüste bir tıkanıklık olursa, bu boşluklar iltihap ve sıvıyla dolmakta sinüzit tablosu ortaya çıkmaktadır. Belirtiler kronik vakalarda 2-2.5 aya kadar bile uzayabilmektedir.

    Risk Faktörleri Nelerdir?

    Sinüzit herkeste görülebilir, ancak aşağıdaki risk faktörleri görülme sıklığını arttırmaktadır:
    Sigara dumanına maruz kalma
    Burun veya solunum yollarında alerji
    Gastroözefageal reflü
    Orta kulak iltihapları
    Bağışıklık sistemi zayıflıkları
    Burunda septum eğrilikleri
    Yuva, okul gibi kalabalık ortamlarda bulunma

    Belirtiler Nelerdir?

    Sinüzit öncelikle basit bir soğuk algınlığı gibi başlar. Erişkinde görülen başağrısı, yüzde hassasiyet gibi belirtiler, küçük çocuklarda olmayabilir. Soğuk algınlığı belirtilerinin uzaması, 7-10 günde geçmeyen burun akıntısı, geceleri artan öksürük, sinüzit ihtimalini akla getirmelidir. Beraberinde ateş, geniz akıntısının neden olduğu boğaz ağrısı ve ağız kokusu da görülebilir. Aynı anda orta kulak iltihabı da bulunabilir.

    Nasıl Tanı Konur?

    Çocuklarda çoğunlukla öykü ve muayeneyle tanı konur. Çoğunlukla film çekmek gerekmez.

    Nasıl Tedavi Edilir?

    Sinüzit, uygun doz ve sürede antibiyotikle tedavi edilir. Tedavi süresi 2-3 haftayı bulabilir. Burun mukozasının tuzlu su damlalarıyla temizlenmesi de yararlı olur. Eğer bir çocukta, belirtiler uzun sürüyor veya sık sık tekrarlıyorsa altta yatan bir allerjik durum yönünden araştırılmalı ve nedenin ortadan kaldırılması sağlanmalıdır. Anne sütünün pek çok enfeksiyonda olduğu gibi sinüzit için de koruyucu olduğu unutulmamalıdır . Ayrıca çocuklarına yaşlarına göre aşılarının tam olduğundan emin olunmalı, eksikler varsa tamamlanmalıdır.
     
     
    alıntıdır.

    Bebeklerde Kaka Düzeni
    Bebeklerin özellikle 1.aylarından sonra kaka düzenleri ilk günlerine nazaran ciddi farklılıklar gösterebilir. Kimi bebekler her gün kaka yaparken kimisi 2-3 günde bir yapar. Burada önemli olan kakasının kıvamı ve rengidir. Eğer bebeğin kakası hardal kıvamında ve sarı renkteyse sorun bulunmamaktedır. Eğer top top yapmışsa bir kabızlıktan sözedilebilir. Bu durumlarda doktora başvurmanız gerekebilir.




    İlk günlerde yeni doğan bebeğin kakasının (mekoni) rengi çok koyu, siyaha yakındır. Yalnızca anne sütüyle beslenme durumunda bebeğin kaka rengi yavaşça yeşermeye başlar, 5. güne kadar sarı veya sarıya yakın yeşil olur, kokusuz, püre kıvamına gelir.
    Kaka yapma sıklığının yine yalnızca anne sütüyle beslenme durumunda, günde 3-4 defa ve 2,5 cm büyüklüğünde olması normaldir. 6. haftadan sonra kaka yapma sıklığı günde 1 defaya, hatta birkaç günde 1 defaya düşebilir. Bu sıklık bebeğin iyi kilo alması şartıyla normaldir ve bazı çocuklar ek gıdayla tanışmaya başlayıncaya kadar kakasını bu sıklıkla yapar.




     
     
     
    Bebeğin gelişme ve büyümesinin iyi olduğunu anlayabilmek için kilosunun artmasının yanında çiş ve kaka yapma sıklığının, boyunun uzamasının ve baş çevresinin büyümesinin de takip edilmesi gerekir. 0-1 yaş arası bebeğin ağırlığı bazen daha hızlı bazen ise (bebek hasta veya çok hareketliyse) daha yavaş artabilir. Bundan dolayi sadece bebeğin kilosu anne sütünün yeterli olup olmadığını göstermez.



    Bebeğiniz nefes alırken hırıltılar çıkarıyorsa seslerin neye benzediğini not edin. Aldığınız notlar nefes alma sırasında problemin nerde olduğunu anlamanıza yardım edecek. Bakalım bebeğinizin hırıltıları bu seslere benziyor mu?
    Islık sesi. Burundaki hafif bir engel ıslık sesine benzeyen bir ses çıkmasına neden olur. Yeni doğan bebekler ağızlarından değil burunlarından nefes alır. Böylece ağzıyla yemek yerken burnuyla da nefes alabilir. Ancak yeni doğan bir bebekten bahsediyoruz. Minik burunlarının delikleri de bir o kadar minik olduğundan küçük bir sümük parçası, kuruyup kalmış süt nefes alma yoluna engel olabilir. Havanın giriş çıkışındaki bu küçük engeller ıslık sesine benzeyen bir sesin çıkma nedeni.
    Çatlak sesli ağlama ve sert öksürük. Gırtlaktaki bir engel bebeğinizden tuhaf seslerin çıkmasına neden olabilir. Bu engel genellikle sümük olur. Çatlak sesli ağlamanın nedeni kuşpalazı hastalığı da olabilir.
    Derinden gelen hışırtılı ses. Trake borusunda biraz daralma bile derinden nefes alırken hışırtılı bir ses gelmesine neden olabilir. Trake aslında gayet geniş bir boru, tıkanmanın nedeni gerçekten büyük bir engel olabilir. Trakemalazi isimli hastalık bu durumun arkasından çıkabilir. Bu hastalıkta trake dokuları yumuşar ve esner. Bebeğiniz nefes aldıkça ses çıkmasına neden olur. Üzülmeyin bu sağlık sorunu nefes almada problem yaratmaz.
    Derinden gelen öksürük. Trake borusuyla akciğerleri birbirine bağlayan bronşlarda bir tıkanıklığın habercisi.
    Hırıltılı ıslık sesi. Bronşlardan gelen küçük hava yollarında engellerin olduğunun göstergesi. Bebeğiniz nefes alıp verdikçe ıslığa benzer bir sesin çıkmasına neden olur. Gelecekte bronşite ya da astıma dönüşme ihtimali var.
    Hızlı ve kesik kesik nefes alıp verme. Havanın geçtiği küçük kanallardaki sıvı, bir virüsün ya da bakterinin neden olduğu bir enfeksiyon neticesinde zatürreye neden olabilir. Zatürrehızlı ve kesik kesik nefes almaya neden olur. Kesilmeyen öksürük nöbetleri, çatallı sesle birleştiğinde hemen bir doktora başvurulması gerekir.
    Anne- babalara ipucu
    Bebeğiniz iyiyken, sağlığı yerindeyken nefes alıp vermesine bakın. Nasıl göründüğünü ve kulağa nasıl geldiğini böylece öğrenmiş olursunuz. Dakikada kaç nefes aldığını hesaplayın. Düşündüğünüzden daha hızlı değil mi? Bu gayet normal. Ayrıca bebeğinizin nefes alıp vermesiyle ilgili neyin normal olduğunu iyice bilmeniz problem olabilecek durumları daha kolay anlamanıza yardımcı olur. Herhangi bir konuda şüpheye düşerseniz bebeğinizin sizi endişelendiren nefes alış verişini videoya çekip doktorunuza gösterebilirsiniz.
    Ne zaman korkmalı?
    Endişelenmenize hatta korkmanıza neden olması gereken durumlar şöyle:
    Sürekli olarak artan nefes alıp verme hızı. Bir dakika içinde 50 - 60 nefesten fazlası.
    Nefes almada güçlük. Bebeğiniz nefes almada zorlanıyorsa şunlar olabilir.
    •    Homurdanma- nefes aldıktan sonra bebeğiniz homurdanır. Bu kapalı olan hava yollarını açmaya yardımcı olur.
    •    Açma- bebeğiniz nefes alırken burun deliklerini açar. Ki bu da nefes alırken çok enerji harcadığını gösterir.
    •    Çekilme- bebeğinizin göğsündeki ve sırtındaki kasların nefes alıp verirken gözle görülür bir şekilde hareket ettiğini görürsünüz.
    Morarma. Morarmanın anlamı kanın akciğerlerden yeteri kadar oksijen taşıyamadığıdır. Cilt mavi renge döner. Dudak, tırnak ve dil gibi kanın çok gittiği bölgelerde bu değişim daha net görülebilir. Bazen bebeklerin elleri ve tırnakları da morarabilir, ancak vücudun geri kalanında sorun olmaz. Bu durumun akciğerlerle ilgisi olmadığını bilin, bebeğiniz sadece üşümüş olabilir.
    Az yeme. Solunum sistemindeki sorunlar fark edilir şekilde iştahı da etkiler. Bebeğiniz çok beslenemez.
    Uyuşukluk. Bebeğinizin akciğerlerinde bir sorun varsa enerji seviyesinin düştüğünü görebilirsiniz.
    Ateş. Akciğerlerdeki her türlü enfeksiyon ateşin çıkmasına neden olur. Endişelerinizin yerli mi yersiz mi olduğunu öğrenmek için bebeğinizin ateşini kontrol edin.
    Nefes alırken değişik sesler çıkarma nadir olarak solunum problemi olarak görülür. Ancak endişe verici solunum sorunları genellikle kalıcıdır. Bebeğinizin solunumu konusunda en ufak bir şüpheniz varsa hemen bir doktora başvurun.
    Gebelik Zehirlenmesi-Preeklampsi
    Aşağıda, yaşanmış bir hikaye anlatılmaktadır.

    Öncelikle Preeklampsi yani gebelik zehirlenmesinin genel tanımını yapalım.


    Preeklampsi ve eklampsi yanlızca insanlarda ve yanlızca gebelik döneminde ortaya çıkan, gebeliğin normaldışı seyrettiği bir durumdur. Henüz ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir uyaran tansiyon yükselmesine neden olur, idrarla protein kaybı başlar ve normalde damarlar içinde tutulması gereken sıvının büyük kısmı vücut boşluklarına kaçarak aşırı kilo alımına ve ödem oluşmasına yol açar.


    Burada işin ilginç tarafı bunun tam olarak neden olduğunun bilinememesi ve tam olarak bir tedavisinin mümkün olmamasıdır.


    Gebeliğimizin 22. haftasında yapılan detaylı ultrasonda ortaya çıkan ''Bebeğe giden damarlardaki direnç'' cümlesiyle hayatımıza girdi bu durum. 22. haftadan sonra hergün kullanılan Coraspin'le birlikte o dirençte biraz düşüş olsa da yine de devam etti. Bu direncin devam etmesi demek bebeğin normal gelişiminin gerisinde kalması ve en sonunda gelişimin durması anlamına geliyordu ve tam olarak bağlantılı olmasa da bu tür gelişen gebeliklerin sonunda genel olarak preeklampsi yaşanıyordu. 


    Sürekli olarak takip edilen tansiyonda bir problem yoktu, 34.haftaya gelindiğinde bebeğin gelişimi 32. haftadaydı yani yaklaşık 2 hafta geriden takip ediyordu. Tansiyon problemi ise ortaya 34.haftanın ilk günlerinde çıktı. Tansiyon önce 14-9--15-10 seviyelerinde gezerken son olarak 20-15 i görünce artık doğum kararı alındı ve bebeğimiz dünyaya 1600 gr olarak geldi.



    Bu dönemde eğer iyi bir dinlenme süreci geçirilirse bebeğin anne karnında kaldığı süre o oranda artıyor. Bu anlamda özellikle buna benzer problem yaşayan çalışan anne adaylarının normal doğum öncesi izin haftası olan 32.haftada izne ayrılması önemle tavsiye edilir.

    Gebelik sonrası kabızlık


    DOĞUM SONRASI KABIZLIK
    Doğum sonrasında bağırsak hareketlerinde azalmalar olarak kabızlık sorunu gelişebilir. Dışkılama doğum sonrasında hemen düzene girmeyebilir ve kabızlık olur. Kabızlığın birçok sebebi olabilir.
    Doğum sonrasındaki kabızlığın nedenleri nelerdir?
    1. Doğum sonrasındaki kabızlığın bir nedeni psikolojik olabilir. Anne dikişlerinin açılmasından korkarak psikolojik olarak dışkı yapma konusunu baskı altına alabilir.
    2. Doğum sürecinin getirdiği olumsuz durumlardan dolayı annede iştahsızlık sorunu gelişmiş olabilir.
    3. Bağırsakların doğum sırasında olumsuz etkilenmesi de kabızlık gelişimine zemin hazırlar.
    4. Karın kaslarının doğum sürecindeki gerilmeden dolayı tam olarak çalışmaması.
    5. Doğum öncesinde bağırsak hareketlerinin fazla olmasından dolayı dışkılamanın doğum öncesinde oldukça fazla yapılmış olması.
    6. Uzun bir süre bir şey yemeden zaman geçirme.
    Doğum sonrasında kabızlığı yenmek, bağırsak hareketlerini düzene sokmak için ne yapmalıdır?
    1. Bol bol lifli gıdalar tüketilmelidir. Sebze ve meyve tüketimi, komposto, kurutulmuş meyveler, elma, kepekli ekmek, fındık, fıstık tüketilmelidir. Ayrıca tam tahıllı gıdaları da tüketmekte fayda vardır. Çikolatadan uzak durulmalıdır.
    2. Eğer tuvalet ihtiyacı varsa mutlaka yapılmalıdır. Ertelenmemelidir. Tuvaletini tutmak kabızlığı artırabilir.
    3. Psikolojik etkenlerden kurtulmalıdır. En önemli psikolojik etken dışkılama sırasında dikişlerin açılmasından duyulan korkudur. Bu korku yersizdir.
    4. Sıvı tüketimini artırmak gerekir. Çünkü doğum sonrasında kabızlığın önemli etkenlerinden birisi de vücuttaki sıvının azalmasıdır. Bu yüzden bol su ve meyve suyu tüketerek sıvı dengesini sağlamak ve bağırsakların daha iyi çalışmasını sağlamak mümkündür. Günde 6 – 8 su bardağı arası sıvı tüketilmelidir. Eğer bebek emziriliyorsa bu sayı daha fazla olacaktır. Meyve sularından kuru erik suyu doğum sonrası kabızlığın giderilmesinde yardımcı olabilir.
    5. Doğum sonrası kabızlık sorununa karşı egzersiz yapmayı ihmal etmemelidir. Egzersiz bağırsakların çalışmasına yardımcı olacaktır. Vücut ne kadar hareketli olursa bağırsaklardaki hareket de artacaktır. Mümkün olduğunca kısa mesafeli de olsa yürüyüş yapmaya gayret göstermelidir.
    6. Tuvalet sırasında çok fazla ıkınmanın hemoroid gelişimini hızlandıracağını veya var olan hemoroid sorununu olumsuz etkileyeceğini de unutmamak gerekir.
    7. Ayrıca bağırsak hareketlerini hızlandırıcı, dışkıyı yumuşatıcı ek bir ilaç v.b. hekim tarafından tavsiye edilirse bunlar da alınmalıdır.
    Yenidoğan Sarılığı

    Sarılık, yenidoğan döneminin en sık rastlanan sorunlarından biridir. Kan ve dokularda aşırı miktarda bilirubin maddesinin birikmesinden kaynaklanır. Yaşamın ilk haftasında ortaya çıkan geçici bilirubin yükselmesi fizyolojik sarılık olarak adlandırılır. Bilirubin, başlıca alyuvar hücrelerinin parçalanması sonucu açığa çıkan “hem” isimli bir maddenin metabolizması sonucu oluşur. Fetusta bilirubin plasenta aracılığıyla vücuttan atılır. Doğumdan sonra ise bu görevi bebek kendisi üstlenir. Sarılık bilirubinin aşırı miktarda yapımı, vücuttaki metabolizması veya vücuttan atılımındaki aşamalarda meydana gelen bozukluktan kaynaklanır.
    Yenidoğan bebeklerin % 97’sinde sarılık görülür. Ancak sarılığın gözle görülür hale gelmesi için bilirubinin kanda belli bir seviyenin üstüne çıkması gerekir. Bebeklerin üçte ikisinde bilirubin bu seviyelerin altında kaldığından sarılık çoğunlukla fark edilmez.
    Fizyolojik sarılık yaşamın 3. gününde en yüksek düzeye ulaşır ve 1 hafta içinde kalıcı bir etki bırakmadan normale döner. Prematüre bebeklerde ise bu yükselme 5-7. günlerde görülür ve normale dönmesi 4 haftaya kadar uzayabilir.
    Irk, beslenme şekli, doğumdaki gebelik yaşı, ailevi etkenler,annenin hastalıkları ve anneye verilen ilaçlar gibi faktörlere bağlı olarak sarılığın şiddeti ve süresi değişebilir.
    Anne sütü ile beslenen bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre daha yüksek oranda sarılık görülmektedir. Anne sütü sarılığı 3-12 haftaya kadar uzayabilir. Anne sütü sarılığı tanısının konması için sarılığa yol açan patolojik nedenleri dışlamak gerekir. Bu aşamada anne sütünü kesmek doğru değildir.
    Fizyolojik sarılık ve anne sütü sarılığı dışında yenidoğan sarılıklarının en sık görülen nedenlerinden biri de kan uyuşmazlığıdır. Anne ve bebek arasında kan uyuşmazlığı olduğunda annede bebeğin kan grubuna karşı antikorlar gelişir. Anne kanında oluşan bu antikorlar plasenta yoluyla bebeğe geçer ve bebeğin alyuvar hücrelerinin parçalanmasına yol açar. Bunun sonucunda açığa çıkan fazlaca bilirubin bebekte sarılık ortaya çıkmasına neden olur. Sarılık Rh uygunsuzluğuna bağlı kan uyuşmazlığında ciddi boyutlara ulaşabilir. (Bilindiği gibi anne Rh (-), bebek Rh (+) olduğunda Rh uygunsuzluğundan söz edilir. Genellikle ilk çocukta sorun oluşmaz. Doğumdan hemen sonra annede oluşan antikorları bloke etmek için “Rhogam” adıyla bilinen aşılama uygulanır. İlk doğumdan sonra bu aşı yapılmazsa ikinci çocukta ağır tablolar gelişebilir.)
    Diğer bir kan grubu uyuşmazlığı da ABO uyuşmazlığıdır. Rh uygunsuzluğuna göre daha hafif bir tabloya yol açar. Annenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A, B veya AB'dir.Rh uygunsuzluğunun aksine ilk bebekte de sarılığa yol açabilir. Doğum yapacak olan annelerin kan gruplarının tayin edilmesi, Rh (-) ve O grubu annelerin belirlenmesi ve bebeklerin kan uyuşmazlığı yönünden takip edilmesi gerekir.
    Normal yenidoğanda sarılığın 2 haftadan uzun sürmesi uzamış sarılık olarak adlandırılır. Bu durumda bazı hastalıkların araştırılması gerekir. Bunlar içinde en önemli olanlarından birisi tiroid bezinin az çalışması veya yokluğu olarak bilinen “hipotiroidi” dir. Uzamış sarılıklarda hipotiroidi mutlaka araştırılmalıdır. Aksi taktirde tanı ve tedavi gecikirse bebekte zihinsel gelişim geriliğine yol açar.
    Yenidoğan sarılığının en korkutucu komplikasyonu bilirubinin beyin ve sinir dokusunda yol açtığı kalıcı tahribattır. Bu tahribatın önlenmesi amacıyla bilirubin değeri belli bir düzeyin üstüne çıktığında "ışık tedavisi" olarak da bilinen “fototerapi” tedavisi uygulanır. Işık tedavisinin yeterli olamadığı daha ağır sarılık durumlarında ise kan değişimi yoluyla bilüribin vücuttan uzaklaştırılır. Bilirubin seviyesi riskli düzeyin altındaki bebekler ise doktor kontrolünde takip edilmeli ve gerekli durumlarda müdahale edilmelidir.


    gebelik.org  sitesinden alıntıdır
    Bebeklerde Reflü Belirtileri Tedavisi
    Reflü nedir?

    Halk arasında ‘mide yanması’ ya da ‘mide reflüsü’ olarak bilinen reflüyü kabaca ‘geri kaçış’ olarak tanımlayabiliriz. Reflü hastalığı da; mide içeriğinin (salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesi) yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozuluyor. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçak, sadece yemek borusunun alt kısmında olduğunda buna ‘gastro-özofageal reflü’, gırtlak seviyesine kadar olduğunda ‘larengo-farengeal reflü’ adı veriliyor. 

    Bebeklerde de reflü olur mu?

    Yetişkin hastalığı olarak bilinir ama aslında tam tersidir. Reflü hastalığı, sanıldığının aksine sadece yetişkinlerde görülmez; hatta daha sıklıkla bebeklerde ve çocuklarda gözlemlenir. Bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedeni; gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının henüz yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesidir.

    Bebeklerdeki reflünün belirtileri nelerdir?

    Bebeklerin çoğu mama yedikten veya süt emdikten sonra yediklerini çıkarırlar. Bazı bebeklerde bu daha sık ve yoğun olarak görülür. Bebekler yediklerini çok sık çıkardıklarında, anne ve babalar telaşlanarak doktora başvurur. Reflü; pek çok farklı belirtiyle kendini gösterdiğinden ve diğer organları da etkilediğinden birçok hastalıkla karıştırılabiliyor. O nedenle belirtilerini çok iyi bilmek gerekiyor. ‘Tekrarlayan üst solunum yolu iltihapları, geçmeyen ses kısıklıkları, hırıltılar, öksürük’ gibi solunum yolu belirtilerinde, reflü hastalığı ihtimali düşünülmeli. 

    Ne zaman doktora gidilmeli?

    Bebeklerde sıklıkla görülen reflü, ‘fizyolojik’ olarak nitelendirilir ve hastalık olarak kabul edilmez. Bu bebeklerin gelişiminde ve kilo almasında bir sorun olmaz. Sadece sık olarak kusmalar gözlenir. Bebeğin büyümeye başlamasıyla (özellikle yürümeye başladığı bir yaşına doğru); katı gıdalara geçilmesi ve kendi başına dik şekilde oturmaya başlamasıyla kendiliğinden belirtiler azalarak, reflü ortadan kalkabilir. Böyle bebeklere tedavi gerekmez. Kısacası; sabırlı olur ve zaman tanırsanız bebeğiniz bir yaşında reflüyü atlatmış olur. Ancak kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, bebek kilo alamıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyorsa; bir çocuk doktoruna başvurarak çocuk takip edilmelidir. 

    Bebeklerdeki reflü başka hastalıklara da neden olur mu?

    Bebeklik çağında yaşanan reflüler çoğunlukla kendiliğinden veya alınacak bazı tedbirlerle düzelmekle beraber birtakım farklı hastalıklara da neden olabilir. Bunlar içinde en sıklıkla rastladıklarımız; yemek borusu deformiteleri, larenjit, solunum yolu enfeksiyonları, zatürree, kansızlık, sinüzit ve orta kulak iltihabı sayılabilir.

    Ne gibi önlemler alınabilir?

    Bebeğin reflüden az etkilenmesi için duruş pozisyonuna çok dikkat etmek gerekir. En doğru pozisyon; yemek yedikten sonra onları karınları üzerine baş yukarıda olacak şekilde yatırmaktır. Ancak bebeklerin çoğu bu pozisyonda durmak istemez ve ağlarlar; bu durumda bebek sırt üstü ve baş ve gövde dik olacak şekilde 45 derecelik açıyla, yukarıda olacak şekilde yatırılabilir. Bu duruş için yatakta kaymayı önleyici ve açı verici yastıklardan yararlanılabilir. 

    Beslenmesinde nelere dikkat etmek gerekir? 

    Her şeyden önce; anne sütüyle beslenen bebeklerde reflüye daha az rastlanır. Bebek mümkün olduğunca anne sütüyle, az ve sık beslenmeli. Anne sütü almayan bebeklerde; mamada değişiklik yapılması, reflünün bir süre azalmasını sağlar ama bir süre sonra şikayetler yeniden başlar. Biberonla beslenme de reflüyü artırıcı etki yapabilir; bebek biberondan mamayı çekemediğinde daha fazla hava yutar ve bu da reflüyü tetikler. Katı yiyeceklerle ve kaşıkla beslenmeye geçildiğinde reflünün azaldığı görülür. 

    Nasıl tedavi edilir?

    Kusmalar şiddetini ve sıklığını arttırıyor, solunum yolu şikayetleri yoğunlukla yaşanmaya başlanıyor ve alınan tüm önlemlere rağmen şikayetler devam ediyorsa; önce ilaç tedavisine, nadiren de olsa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Tedaviye gerek görülen çok az çocukta sıklıkla uygulanan tedavi ise ‘nissen funduplikasyon’ ameliyatıdır. Bu ameliyatta, midenin üst kısmı yemek borusunu çevresine sarılır. Böylece mide kasıldığında, sarılan kısım da kasılarak ve yemek borusunu kapatarak geriye kaçış önlenir.

    Reflüye karşı alınabilecek basit önlemler nelerdir?

    Anne ve babalar aşağıdaki önlemleri alırsa; çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan reflü tedavi edilebilir:
    •    Bebekleri beslenme sonrası başı yukarıya gelecek şekilde karın ya da sırt üstü yatırmak (yatakta kaymayı önleyici ve istenilen 45 derecelik açıyı sağlayan yastıklar kullanılabilir).
    •    Mümkün olabildiğince anne sütü ile sık sık, az az beslenme.
    •    Bebeğini anne sütü ile besleyen annelerin; kendi beslenmelerinde kafeinli içeceklerden kaçınması ve sigaradan uzak durması.
    •    Bebeğin beslenme sonrası gazının çıkartılması.
    •    Mama kullanımında daha koyu kıvamlı özel mamaların kullanılması.
    •    Beslenme sonrası; bebeğin ağlama ve gülme gibi karın kaslarını harekete geçiren ve hava yutmasına neden olan aktivitelerden uzak tutulması.











    Bebek.com sitesinden alıntıdır.

    Prematüre bebeklerde bera testi


    ABR (BERA) TESTİ NASIL YAPILIR?

    İşitsel Beyinsapı Davranımı (ABR/BERA) testi objektif, yani bebeğin katılımını gerektirmeyen ve odyolojik tanıda yaygın olarak kullanılan en geçerli elektrofizyolojik yöntemdir. Yenidoğan bebeklere genellikle doğal uykusunda yapılabilir. Doğal uykusunda yapılamayan bebeklere ve daha büyük çocuklara sedasyon altında yapılır. ABR işlemi bebeğe hiçbir zarar vermez ve canını acıtmaz. Bebeğin alnına ve kulak arkalarına yerleştirilen ufak elektrodlar ve kulaklara takılan kulaklık ile özel bir sesli uyaran gönderilir ve işitme sinirinin uyarana cevabı kaydedilerek işitme eşikleri saptanır.
    Sağlıklı ve işitme kaybı açısından risk faktörü bulunmayan bebekler tarama testinden üç kez kalırsa ABR testi uygulanır. Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde kalmış olan veya işitme kaybı açısından diğer risk faktörleri taşıyan bebekler ise tarama testine ek olarak mutlaka ABR ile de değerlendirilmelidir.



    Aşağıda linki olan yazıda Bera testini ele aldık. Bu yazıda ise Bera testi fiyatları yer alacaktır.
    http://buyuyenbebekler.blogspot.com.tr/2016/06/premature-bebeklerde-bera-testi-abr.html


    Bera testi devlet hastanelerinde tamamen ücretsiz olup buna karşın özel hastanelerde fiyatı 1000 ile 1500 tl arasında değişmektedir.


    Sarılık, yenidoğan döneminin en sık rastlanan sorunlarından biridir. Kan ve dokularda aşırı miktarda bilirubin maddesinin birikmesinden kaynaklanır. Yaşamın ilk haftasında ortaya çıkan geçici bilirubin yükselmesi fizyolojik sarılık olarak adlandırılır. Bilirubin, başlıca alyuvar hücrelerinin parçalanması sonucu açığa çıkan “hem” isimli bir maddenin metabolizması sonucu oluşur. Fetusta bilirubin plasenta aracılığıyla vücuttan atılır. Doğumdan sonra ise bu görevi bebek kendisi üstlenir. Sarılık bilirubinin aşırı miktarda yapımı, vücuttaki metabolizması veya vücuttan atılımındaki aşamalarda meydana gelen bozukluktan kaynaklanır.
    Yenidoğan bebeklerin % 97’sinde sarılık görülür. Ancak sarılığın gözle görülür hale gelmesi için bilirubinin kanda belli bir seviyenin üstüne çıkması gerekir. Bebeklerin üçte ikisinde bilirubin bu seviyelerin altında kaldığından sarılık çoğunlukla fark edilmez.
    Fizyolojik sarılık yaşamın 3. gününde en yüksek düzeye ulaşır ve 1 hafta içinde kalıcı bir etki bırakmadan normale döner. Prematüre bebeklerde ise bu yükselme 5-7. günlerde görülür ve normale dönmesi 4 haftaya kadar uzayabilir.
    Irk, beslenme şekli, doğumdaki gebelik yaşı, ailevi etkenler,annenin hastalıkları ve anneye verilen ilaçlar gibi faktörlere bağlı olarak sarılığın şiddeti ve süresi değişebilir.
    Anne sütü ile beslenen bebeklerde mama ile beslenen bebeklere göre daha yüksek oranda sarılık görülmektedir. Anne sütü sarılığı 3-12 haftaya kadar uzayabilir. Anne sütü sarılığı tanısının konması için sarılığa yol açan patolojik nedenleri dışlamak gerekir. Bu aşamada anne sütünü kesmek doğru değildir.
    Fizyolojik sarılık ve anne sütü sarılığı dışında yenidoğan sarılıklarının en sık görülen nedenlerinden biri de kan uyuşmazlığıdır. Anne ve bebek arasında kan uyuşmazlığı olduğunda annede bebeğin kan grubuna karşı antikorlar gelişir. Anne kanında oluşan bu antikorlar plasenta yoluyla bebeğe geçer ve bebeğin alyuvar hücrelerinin parçalanmasına yol açar. Bunun sonucunda açığa çıkan fazlaca bilirubin bebekte sarılık ortaya çıkmasına neden olur. Sarılık Rh uygunsuzluğuna bağlı kan uyuşmazlığında ciddi boyutlara ulaşabilir. (Bilindiği gibi anne Rh (-), bebek Rh (+) olduğunda Rh uygunsuzluğundan söz edilir. Genellikle ilk çocukta sorun oluşmaz. Doğumdan hemen sonra annede oluşan antikorları bloke etmek için “Rhogam” adıyla bilinen aşılama uygulanır. İlk doğumdan sonra bu aşı yapılmazsa ikinci çocukta ağır tablolar gelişebilir.)
    Diğer bir kan grubu uyuşmazlığı da ABO uyuşmazlığıdır. Rh uygunsuzluğuna göre daha hafif bir tabloya yol açar. Annenin kan grubu O, bebeğin kan grubu ise A, B veya AB'dir.Rh uygunsuzluğunun aksine ilk bebekte de sarılığa yol açabilir. Doğum yapacak olan annelerin kan gruplarının tayin edilmesi, Rh (-) ve O grubu annelerin belirlenmesi ve bebeklerin kan uyuşmazlığı yönünden takip edilmesi gerekir.
    Normal yenidoğanda sarılığın 2 haftadan uzun sürmesi uzamış sarılık olarak adlandırılır. Bu durumda bazı hastalıkların araştırılması gerekir. Bunlar içinde en önemli olanlarından birisi tiroid bezinin az çalışması veya yokluğu olarak bilinen “hipotiroidi” dir. Uzamış sarılıklarda hipotiroidi mutlaka araştırılmalıdır. Aksi taktirde tanı ve tedavi gecikirse bebekte zihinsel gelişim geriliğine yol açar.
    Yenidoğan sarılığının en korkutucu komplikasyonu bilirubinin beyin ve sinir dokusunda yol açtığı kalıcı tahribattır. Bu tahribatın önlenmesi amacıyla bilirubin değeri belli bir düzeyin üstüne çıktığında "ışık tedavisi" olarak da bilinen “fototerapi” tedavisi uygulanır. Işık tedavisinin yeterli olamadığı daha ağır sarılık durumlarında ise kan değişimi yoluyla bilüribin vücuttan uzaklaştırılır. Bilirubin seviyesi riskli düzeyin altındaki bebekler ise doktor kontrolünde takip edilmeli ve gerekli durumlarda müdahale edilmelidir.


    gebelik.org  sitesinden alıntıdır.

    18 Ocak 2016 Pazartesi

    Bebeklerde Akne

    Bebeklerde Akne: Bilinmesi Gerekenler

     

     

    Bebeklerde akne sık görülen bir cilt problemidir. Genelde doğumdan arta kalan hormonların yağ bezlerini fazla aktif bir hale getirmesinden dolayı görülen bu durum, görünüş olarak gençlik çağında görülen akne ile oldukça benzerdir. Bebeklik aknesi aynı zamanda annenin hamilelikte ve emzirirken aldığı bazı ilaçlardan da kaynaklanabilir. Nadiren de olsa yağ içerikli krem ve losyonlar da akneye neden olabilmektedir.
    Genellikle alın ve yanaklarda görülen akne, bebeğinizin sıcaklaması veya tükürük vb. maddelerle teması halinde daha belirgin bir biçimde ortaya çıkabilir. Kırmızı görünümlü akne bölgeleri genelde bebeği herhangi bir şekilde rahatsız etmez, ağrı veya acıya neden olmaz. Egzama gibi kaşıntı veya kuruluk göstermez.
    Bebeğinizin yüzündeki akne sivilce görünümlü olmak yerine daha pulsu ve kuru ise bu bir egzama belirtisidir ve akne ile karıştırılmamalıdır.

    Bebeklerde akne ne kadar sürede geçer?

    Bebeğinizin yüzünde oluşan akne genelde bir kaç hafta içerisinde geçer. Fakat bu süreden daha uzun bir süre boyunca kalan akneler de ebeveynlerde panik yaratmamalıdır. 3 aydan uzun süren akne oluşumlarında çocuk doktorunuzla tıbbı bir müdahale konusunda görüşmeniz yerinde olacaktır.

    Bebeklerde Akne Durumunda Yapılması ve Yapılmaması Gerekenler

    • Herhangi bir eczanede bulabileceğiniz akne ve sivilce ilaçlarını kesinlikle bebeğiniz üzerindekullanmayın.
    • Aknenin cilt temizliğiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Bundan dolayı akneli bölgeleri sık sık yıkamayın, herhangi bir bez veya sünger ile ovalamayın.
    • Yağ bazlı losyon veya kremler kullanmayın. Bu tür kremler akneyi daha da kötüleştirecektir. Doktorunuzun önerdiği yağsız bir kremi kullanabilirsiniz.
    • Bebeğinizin yüzünü alerjen içermeyen nemlendirici bir sabun ve su ile günde bir kez yıkayın. Bir havlu ile hafifçe kurulayın.
    • Bebeğinizin akne problemini kötüleştirecek herhangi bir aşırı müdahaleden kaçının. ,